31 Ekim 2014

videodrome #170

Thurston Moore - Speak To The Wild 

Sonic Youth dağıldıktan sonra Thurston Moore hızını zerre kesmeyip black metal ve özgür caz gibi türlerle flört etti ve eski usül gitar işçiliğini de Chelsea Moving Light'ta devam ettirdi. O süreçte gelen solo 'Demolished Thoughts' da cabası. Moore şimdi de davulda Steve Shelley'i de barındıran yeni bir formasyon ile 'The Best Day' isimli müzisyenin en iyi bildiği işi hakkıyla yapan kalburüstü bir albüme imza attı. Video, bir anne ile oğlunun ormanın ortasında maskeli adamların ve gulyabanilerin gözetimi altında sonu pek de hayırlı olmayan macerasına dair yer yer tersine akan ve tekinsiz bir iş. Eski topraklardan kim kaldı?
 

Wildbirds & Peacedrums - The Offbeat 

İsveçli çift Mariam Wallentin ve Andreas Werlin, bir perküsyon seti ile pürüzsüz bir vokalin nelere kadir olabileceğine dair ders vermekte birkaç senedir. En son İzlanda'ya gidip kaydettikleri 'Rivers'dan sonraki dört senelik suskunluğa en sonunda müziklerinin temel yapıtaşını referans alan 'Rhythm' albümü ile son verdiler. Bu şarkının videosunda müziklerini bir davulcunun arşiv görüntüleri ile senkronize etmişler. 'Keep Some Hope' için çekilmiş, çiftin de göründüğü daha cilalı bir video da mevcut.
  
Scott Walker & Sunn O))) - Brando 

Eskinin pop ikonu, şimdinin deneysel müzik üstadı Scott Walker ile drone metalin yılmaz bekçisi Sunn O))) beklenmedik bir işbirliği ile 'Soused' isimli bir albüm yayınladı. İçinden şeytan çıkarırcasına yavaş çekim hareket eden bir kadın, travmalara koşan bir oğlan ve sisli orman görüntüleri.
  
Caribou - Our Love 

"Atom fiziğine de, profesörlüğe de lanet olsun" diyerek emeğini müziğe odaklayan matematik doktoralı Dan Snaith, ta Manitoba mahlasıyla arz-ı endam ettiği dönemlerden beri elektronik müziğin uçbeyliğini yapmakta. Dans müziğinin hasını sunan yeni uzunçaları 'Our Love' da bu parlak külliyatın en iyilerinden. Albüme ismini veren şarkının yaşlı bir kadını havalı bir köşkte ve bahçesinde takip eden videosu sanki tek bir kamera hareketi ile çekilmiş ama arada zaman atlıyor.
  
The Bug - Function/Void 

Londralı prodüktör Kevin Martin, yirmi seneyi aşkın zamandır farklı mahlaslarla farklı elektronik türleriyle hasbihal etmekte. Mazotu henüz tükenmiş değil ve The Bug projesiyle yine envai çeşit çiçekten bal toplayan 'Angels & Devils'i yayınladı. Dünyanın un ufak olduğu distopik bir gelecek tasavvurunu yansıtan bu siyah-beyaz videoda işitilen iki şarkı, The Bug'ın hem manik hem de depresif taraflarını yansıtmakta. İlk yarısı sarmazsa, ikinci yarıya kadar sabredin.
  
FKA twigs - Video Girl 

Eskinin dansçısı Tahliah Debrett Barnett, yeninin solo müzisyeni FKA twigs, iki EP'nin üstüne yayınladığı ilk uzunçaları 'LP1' ile bu sene dev bir çıkış yakaladı. R&B ve downtempo'nun birbirine yakınsadığı kavşağa rahatça kurulan müzisyen bu ara çoktandır var olan blogosfer heyecanını tatmin etmekle meşgul. Albümü doğrudan es geçebilirdim ama FKA twigs videolarına epey ihtimam göstermekte, bu örnekte de zehirli iğneyle infaz edilmek üzere olan bir adamı merkezine alan ve FKA twigs'in dansçı günlerine döndüğü karanlık ve rahatsız edici bir iş çıkmış ortaya.
  
Flying Lotus - Never Catch Me 

Genetik bilimi John Coltrane'in yeğeni Steven Ellison'a dev kıyak geçmiş, o da yeteneklerini har vurup harman savurmamış. Hiphop ve elektronik arası tarlada kendine has bir kulvar inşa eden Ellison, en bilindik mahlası Flying Lotus ile beşinci stüdyo albümü 'You're Dead'e imza attı. Hiphop ortamlarının en ağır toplarından Kendrick Lamar'ın da katkıda bulunduğu bu şarkının jilet gibi videosu iki çocuğın kilisedeki cenazelerinde tabuttan fırlayıp dans ederek günbatımına koşuşuna dair.
  
Ólöf Arnalds - Patience 

İzlandalı şarkıcı/şarkı yazarı, múm'un da dahil olduğu birçok yerel grupta mesai yaptıktan sonra 2007'de 'Við Og Við' albümüyle kendi kanatlarını takmış ve her ses verişinde var olanın üzerine koymuştu. Daha geniş bir kadro ile kaydedilen dördüncü albüm 'Palme' yine yalın ve veciz şarkılardan oluşan, lakin her nasıl oluyorsa Arnalds'ın kırık dökük sesine rağmen dinleyenin içerisinde coşku uyandırabilen bir albüm. Kamera videoda Arnalds'ın flu suretinin etrafında dönmekte.
  
Jennifer Castle - Nature 

Torontolu şarkıcı/şarkı yazarı Jennifer Castle, Castlemusic mahlasıyla yayınladığı solo albümler ve Fucked Up ile Constantines gibi grupların albümlerindeki misafirliklerin akabinde kariyerine kendi ismiyle karar vermiş ve yeni albümü Pink City'de piyano baladları ve geleneksel tınılı folk şarkıları arasında gidip gelmiş. Owen Pallett da albümü yaylı düzenlemeleriyle süslemekte. Lunaparkta geçen video gece ışıkları ve kuşbakışı insan görüntülerinden müteşekkil.
  
Sea Oleena - Soften Sea 

Oleena, Montreal menşeli, kendi yağında kavrulan bir solo müzisyen. Bundan önceki uzunçaları 'Sleeplesness'ta drone sularında yüzen Sea Oleena'nın müziği yeni albümü 'Shallow'da biraz daha ete bürünüp hazmı kolay hale gelmiş. New York'un kuzeylerindeki bir ormanın içinde seslendirdiği bu şarkı yeni albümden değil, ama yine de fikir verici. 'Shallow'dan bir tadımlık için de 'If I'm'e kulak verilebilir.
  
Lamb - As Satellites Go By 

Lou Rhodes ve Andy Barlow'un 90'ların ortasından beri kulak verdiğimiz elektronik müzik projesi verilen aralara ve artık 'Gorecki' ve 'Gabriel' gibi single'ların ticari başarısından uzak olmalarına rağmen kendilerini bozmadan müzik yapmaya devam ediyor. Yeni uzunçalar 'Backspace Unwind'daki bu şarkının albüm versiyonu da gayet sade ama bu performans da sadece bir piyano mevcut. Eski günlerin hatırına.
  
Ought - New Calm, Pt. 2 

Yine Montreal, yine bir indie rock grubu. Constellation etiketinin kadrosunda bir anomali gibi duran grup bu sene tam iki uzunçalar yayınladı, epy bir The Fall çağrışımı yapan bu şarkı ise iki sene önce kendi imkanlarıyla çıkardıkları kısaçaların devamını getiriyor. Kendini pek ciddiye almayan bu gürültü topu için seçilen görseller yarı performans videosu, yarı çamaşırhane belgeseli, yarı doğumgünü partisi, zaten bir buçuk etti.
  
Tonstartssbandht - Alright Medley 

Florida'da doğup bugünlerde Brooklyn'de yaşayan ama aslında hayatlarının büyük bölümünü yollarda geçiren iki kardeşten oluşuyor Tonstartssbandht. Jam hissi taşıyan, uzadıkça uzayan saykadelik denemelerden müteşekkil gitar-davul güzellemeleri icra eden ikilinin canlı kayıtlarının bir kısmını 'Overseas' isimli bir albümde bir araya geldi. Video, artık kapanan Brooklyn mekanı 285 Kent'ten bir performans.
 

vashti bunyan

vashti bunyan 
Vashti Bunyan'a aşina olanlar kayıp mücevher hikayesini de biliyordur. Bunyan, 60'ların ortasındaki Brit-folk verimliliğinden etkilenip müzisyen olmayı kafasına koyan ve Londra'da sektörün içindeki mühim insanlarla tanışıp birkaç şarkı kaydeden bir genç kadın. 1970 senesinde yine değerli katkılar eşliğinde 'Just Another Diamond Day' isimli ilk uzunçalarını yayınlayan Bunyan'ın hevesi olumlu eleştirilere rağmen albümün satmaması sonrası kırılmış ve müzik çalışmalarını askıya almış. Sonraki 30 sene üç çocuk büyüten Bunyan her ne kadar bu işlerden elini eteğini çekse de albüm bir kült klasiğine dönüşmüş ve 2000'lerin başında freak folk akımı budaklanınca müzisyenin yazgısı tersine dönmüş. Sonra birkaç işbirliği ve nihayetinde Max Richter'in prodüktörlüğü ve genç kuşağın katkılarıyla Fat Cat etiketinden yayınlanan 2005 tarihli 'Lookaftering' albümü. Bu albüm için muzaffer bir geri dönüş demek yeterli olmaz. 'Lookaftering'den yeni albüm 'Heartleap'e gelene kadar tam 9 sene geçti, Bunyan'ı çeşitli reklamlarda kullanılan eserler vasıtası ile daha da fazla kişi keşfetti ancak Bunyan geç yakaladığı şöhretin tadını dibine kadar çıkarmak yerine yine mağarasına çekildi. Bu dönemi bir kişisel gelişim süreci olarak görebiliriz müzisyen için, zira kendi deyişiyle aslında müzik yazmayı da okumayı da bilmeyen biri olarak on yıllardır kafasının içinde çınlayan seslere tek başına can verebilmeyi öğrendi. Öyle ki piyano çalmayı bilmemesine rağmen albümdeki piyano partisyonlarını bile tekil notalardan kendisi dikmiş Bunyan. 'Heartleap' bu açıdan belki de Bunyan'ın genç bir kadınken kaybettiği özgüveni 70 yaşına merdiven dayamışken tamamıyla tekrar kazandığı, başkalarının gözünde çoktan ispatladığı rüştüne kendini de ikna ettiği bir iş. Albüm nazik akustik gitar melodileri ve yer yer piyano/yaylı süsleriyle vücut bulmuş ninni kıvamında folk eserlerinden müteşekkil. Bunyan'ın anlattığı gösterişsiz öyküler insan ilişkilerine, aile kavramına ve geçmişte yaşananların tortusuna odaklanıyor. Yaşamın içindeki yas da neşe de yansıyor sözlere ancak Bunyan'ın dilinde bu hissiyatlar birbirine karışıyor, yüzümüze bir gülümsemenin yerleştiği anlarda bile yüreğimize bir hüzün çöküveriyor. 'Heartleap' müziğe aşkla yaklaşan, kırılgan sesine rağmen içini dökmeye çekinmeyen bir müzisyenin cesaretli bir dışavurumu. Bunyan maalesef 'Heartleap'in son albümü olacağını ilan etti. Keşke hepimize böyle veda etmek nasip olsa.  

 

a winged victory for the sullen

winged victory 
Stars Of The Lid ve The Dead Texan'ın kurucusu Adam Wiltzie ve piyanist David O'Halloran kendilerini ayrı ayrı ispatlamış iki müzisyen. 2007'de bir konserin sahne arkasında tanışıp başlattıkları işbirliği 2011 tarihli kendi isimlerini taşıyan ilk uzunçalarlarından sonra ikinci meyvesi 'Atomos'u verdi. Hem Kranky, hem de Erased Tapes etiketlerinden yayınlanan albüm, geçen sene Londra'da prömiyeri yapılan bir dans performansı için bestelenmiş. Her ne kadar dans ve modern klasik/ambient yanyana biraz tuhaf dursa da koreograf Wayne McGregor bu türlerin yabancısı değil zira geçmişte Ben Frost, Max Richter ve Olafur Arnalds gibi isimlerle çalışmış. AWVFTS müziği aslında durgunluğu esas alan ve içine kapanık bir müzik ancak McGregor AWVFTS yaratılarındaki yoğun hissiyat ve farkındalığı gözüne kestirmiş olsa gerek. Wiltzie ve O'Halloran da kompozisyonlarının bu sefer görsel bir hedef odaklı olması sebebi ile çalışma yöntemlerinde ince ayarlar yapmış, eserlerindeki durağan yas halini sulandırmadan dinleyici/izleyiciyi söz konusu melankolinin içine çekmek için proaktif müdahalelerde bulunmuş. Örneğin ostinatolar halinde eserlere dekor oluşturan yaylı bitki örtüsünün içinden bazen bir viyola ya da keman kopup belli melodilerin altını çizmekte, ya da 'Atomos X'de olduğu gibi elektronik dolgu malzemelerinin göbeğinde belli belirsiz ritim öğeleri ve vokal kırıntıları hasıl olmakta. Yine bin düşünüp bir konuşan bir yaratı ile karşı karşıyayız ancak bu sefer konuşunca daha yüksek zirveleri zorlayan, istikametleri daha belirgin hale gelmiş ve hareket unsurunu da aklının bir tarafında tutan kompozisyonlar bunlar. Bir önceki albümde her biri neredeyse kısa birer öyküye tekabül eden eser isimlerinin bu sefer sayılara indirgenmiş olması da müziğin bütünselliğine bir işaret. Kranky ve Erased Tapes zaten ne yayınlasalar gözü kapalı kulak verilecek etiketler, AWVFTS ise bu etiketlerin en nefasetli incisi.
 

wolfgang voigt

wolfgang voigt 
Wolfgang Voigt, 50 yaşını aşmış Köln menşeli bir elektronik emekçisi. Bir müzisyen olarak üretimine geçmeden önce pek etkili microhouse ve minimal techno etiketi Kompakt'ın kurucularından biri olduğunu söylemek lazım. Bir müzisyen olarak da bu sahnenin kurallarını koyan prodüktörlerden. Wikipedia'da kolları sıvadığı 90'ların başından bu yana 160'tan fazla kayıt yayınladığı yazıyor, 30'dan fazla da mahlas sıralanmış. Bense geçen ilkbahar hazırladığım bir radyo programı vesilesi ile sadece 90'ların ikinci yarısında yürüttüğü Gas projesine aşinayım. Voigt'un ekmek teknesi beat ama bu proje için daha soyut bir düzleme geçmiş, ambient bulutlara kucak açmış ve geldiği techno sahnesinden tecrübelerini yeni keşfettiği bu sahaya taşıyarak tarihin en özgün ambient albümlerinden birine imza atmıştı. Voigt'un evrim zincirinde kaybolabilecek bir halkayı yerine oturtup yepyeni kapılar açtığını, bugün The Field ya da envai çeşit dub techno'cu üzerinde büyük emeği olduğunu söyleyebiliriz. Gas külliyatına başlama noktası olarak 2000 tarihli son uzunçalar 'Pop'a kulak verilebilir, hatta işinizi kolaylaştırayım. Voigt'un külliyatına hakim değilim dediğim gibi ama anladığım kadarı ile bir üretimi diğerine benzemeyen, daldan dala atlayan bir adam. Yeni uzunçalar 'Rückverzauberung 9/Musik For Kulturinstutionen', albümün kapağında da gözüken Berlin Kültür Evi'ndeki bir sergi için yaratılan bir enstalasyon aslında. "Rückverzauberung" ise tersinden efsunlama gibi bir manaya gelen bir kelime ve Voigt'ın son dönemdeki bir seri işine de isim vermiş. Techno müziğin doğasında olan öğelerden biri tekerrür. Voigt, techno türünün dışına adım attığı bu denemelerinde tekerrür kavramını daha da derinden sahipleniyor. Bu uzunçalarda da efektlerden geçirilmiş ve döngülere sokulmuş basit formlardaki üflemeli ve akordiyon tonları neredeyse bir saat boyunca güreşiyor, çatışıp uzaklaşıyor, ahenk yakalayıp yakınsıyor ve bu soğuk savaşın mükafatı beklenmedik şekiller alıyor. Belirgin ritim öğeleri bulunmayan ancak nabzı gür atan bu yaratıların özündeki döngüler de yanıltıcı ve şarkılar arasında rastgele noktalara sıçramaya dayalı bir dinleme tecrübesi aslında Voigt'un bu kompozisyonları nasıl sinsice yoğurduğunu açık etmekte. Son olarak az önce bahsettiğim serginin adının 'Hayal etmek, uyuşmak ve unutmak için aptalca müzikler" olduğunu not düşeyim. "Aptalca müziği" çok yanlış anlamışlar.
 

bing & ruth

bing ruth 
Bing & Ruth, New School bünyesinde tanışan, on yıldır farklı kadrolarla müzik icra eden, New York menşeli bir modern klasik kolektifi. Merkezinde ise yukarıda çehresi bulunan piyanist ve kompozitör David Moore bulunmakta. Yeni uzunçalarları 'Tomorrow Was The Golden Age' için bir önceki albümleri 'City Lake'e nazaran kadro bazında ölçek düşürmüş, lakin daha da girift eserlere imza atmışlar. Enstrümantasyonun içerisinde klarnet, kontrbas ve viyolonsel var ancak bu çalgıların yarattığı buzdan yatağın ön planındaki piyano dokunuşları durgun bir gölün yüzeyine seri yağmur damlaları gibi inmekte, teyp manipülasyonu ile katmanlaşmakta ve mikrotonal armoniler yaratmakta. Lakin onca sağanağa rağmen gölün yüzeyi hala durgun, esas çalkalanan ise taban seviyesindeki dip dalgaları. Tüm çalgılar aynı sesi çıkarmaya odaklanmış adeta, birbirlerinin içinde kayboluyorlar, bu sebepten varlıklarından ziyade yokluklarını hissediyoruz akış içerisinde. İlüzyonlarla dolu bir albüm 'Tomorrow Was The Golden Age', minimalist maskesine rağmen ihtişamlı, organik yapıtaşlarına rağmen elektronik bir dokuda. Bir santimetrekaresinde 150 ilmek bulunan Acem halıları gibi yoğun. Ölçülü, nezaketi elden bırakmayan ancak ön plandaki tül perdenin arkasında gizli majör akorları takip ederek bitirici darbeler vuran kompozisyonlar. Belki de bu sene kulak verebileceğimiz en görkemli modern klasik albümüyle karşı karşıyayız. Doğrudur, kayıtlar birkaç seneye yayılmış lakin bu başarıya en azından görünürde bu kadar tereyağından kıl çekercesine ulaşılmış olması hayret verici.
 

anjou

anjou 
İlk bilgisayarımı aldığım dönem bol bol trip-hop dinlediğimi, o dönem ilk kez tanıştığımız Napster ve Audiogalaxy gibi müzik paylaşım platformları vesilesi ile düşkün gibi yeni grup keşiflerine daldığımı, kimbilir hangi bağlantılar vesilesi ile bilmiyorum ama yukarıda fotoğrafları bulunan Labradford'a denk geldiğimi anımsıyorum. Hatta artık nasıl hafızama kazınmışsa dinlediğim şarkıları da şuydu. 15 sene önce ambient ya da post-rock gibi kavramlara yabancıydım, lakin Labradford'un tekinsiz müziğine ivedi bir şekilde çarpıldım. Yıllar içinde Labradford'un drone tarihi içindeki yerini biraz anladım ama grubun güncel takipçisi de olamadım zira resmi olarak dağılmamalarına rağmen, altı uzunçalarlık tertemiz bir koşu sonrasında 2001 tarihli 'Fixed::Context' albümü ile düdüğü astılar. Anjou ise Labradford üyesi basist Robert Donne ve gitarist Mark Nelson'un grubu, fotoda sırasıyla ortadaki ve soldaki arkadaşlar. İki müzisyen 'Fixed::Context' sonrası kendi yollarını çizmiş, hatta Nelson Pan American projesi ile güzel üretimlere de imza atmıştı. Anjou'nun kendi adını taşıyan ilk uzunçaları ise Donne ve Nelson için 2001'den sonraki ilk müşterek kayda denk geliyor. Kranky etiketinden yayınlanan ilk albüme imza atan iki müzisyen geleneği bozmayıp yuvaya dönmüş ve veteranlara has bir ölçülülük ile kaldıkları yerden devam etmiş. Labradford müziğinde kendini daha çok hissettiren gitar ve bas bu sefer miksin çok dibinde ve pek hissedilemez durumda. İki müzisyen belli ki yeni bir oyun alanının sunduğu olanaklardan heyecanlanmış, statik sesi ve gürültünün başrolü kaptığı, modüler synth'lerden müteşekkil hayaletli arka planların tedirginliği ve teyp hışırtılarının mütecavizliği ile şekillenen huzursuz ses manzaraları inşa etmiş. Albümün jokeri ise Fennesz ile de çalan, aynı zamanda drone rock grubu Locrian üyesi Steven Hess. Hess'in davulları albüm boyunca nadiren ortaya çıkıyor, ama her seferinde tam yerine rast geliyorlar. 'Sighting'in ortasından sonra hasıl olan canlı perküsyonlar eserin karanlığı içinde ferah bir kapı açarken, 'Readings'in davulları zelzele etkisi yaratıyor. İnsanın eski kahramanlarına yıllar sonra rastlaması güzel, hele henüz çaptan düşmemişlerse.
 

bitchin bajas

bitchin bajas 
Şikagolu krautrock/psych-rock grubu Cave, özellikle Drag City etiketine geçtikten sonra daha bir görünürlük kazanan bir oluşumumuz. Grupta gitar ve klavye çalan Cooper Crain, faturaları ödeyebilmek için ek iş olarak Dan Quinlivan ve Rob Frye ile birlikte Bitchin Bajas isimli bir proje yürütmekte zira o gitar, o klavye su yakmıyor. Henüz yeni sayılacak olmalarına rağmen geçen seneki 'Bitcihitronics' sonrası kendi adlarıyla yayınladıkları yeni albümleri sonrasında iş iyiden iyiye ciddiye bindi. Bitchin Bajas'ın ilham kaynakları olarak türlü minimalistlerin yanı sıra Popol Vuh ve Ash Ra Temple gibi eskinin Alman avangard topluluklarını göstermek mümkün. Zamana zerre acımayan ve toplamda 75 dakikayı bulan sekiz kompozisyon ihtiva eden uzunçaların açılışındaki 20 dakikalık 'Tilang' zaten kendi başına bir albüm oturaklılığında. Böyle bir eserle albüm açmak da göt ister, zira dinleyiciye kolay ödüller vermeyip yavaş çekimde evrimlenen, bol enstrümantasyonlu bir drone işi 'Tilang'. Bir yaylı drone'uyla kolları sıvayıp oradan synth'e ve arpa atlayan eserin arkasından gelen 'Asian Carp' ise ksilofonlarla süslenen katıksız bir ambient denemesi. Albümün en önemli kozlarından biri çalgı paletindeki zahmetsiz çeşitlilik, saksafon ('Bleu'), flüt ('Field Study') ya da zaten kendisi devasa bir synthesizer olan tabiattan alınma alan kayıtları arz-ı endam ettikçe toplamdaki ses bütünlüğüne çabucak uyum sağlıyorlar. Bitchin Bajas'ın mahareti uzun keşif turlarına çıkmak, doğru sesi ve tonu hevesle arayıp dinleyiciyi de bu kazı çalışmasına ortak kılmak. Kronolojik akışı içinde daha sentetik bir ses dokusuna doğru akan kompozisyonların içinden zaman zaman new age hissiyatı da yansıyor. Tevekkeli değil, albümün yanına bir de eserlerin daha asude versiyonlarını içeren 'Relaxation Mixes' isimli bir kaset eklemişler. Lüks otellerde masaj yaptırmak için fırsat sitelerinde kampanya arayan tüm okuyuculara tavsiye ederim.