22 Ocak 2015

videodrome #172

ymusic - Bladed Stance 

NY menşeli ve New Amsterdam etiketinin şemsiyesindeki orkestra bir süredir modern klasik kulvarının önde gelen icracılarından. Nico Muhly ve Sufjan Stevens gibi kompozitörlerin eserlerini çaldıkları son albümleri 'Balance Problems' yine mücevher kıvamında. Pirinçler ve yaylıların detaycı örgüler ördüğü bu eser Marcos Balter'e ait. İzlanda'nın sürprizlerle dolu coğrafyasından görüntüler ve biz yok olurken hepimizi tepeden izleyen kuşlar.
  
Dirty Beaches - Time Washes Everything Away 

Alex Zhang Hungtai, Dirty Beaches mahlasını emekli edip Last Lizard ismini benimseden önce 'Stateless' isimli son bir enstrümantal albüm patlattı. Bolca rockabilly esintili iyi bir maraton koşan müzisyenin kapanışı beklenmedik yerden yapması şaşırtıcı. Uzunçaları kapatan 15 dakikalık bu ambient eser eski Dirty Beaches işlerine aşina olanları ters köşeye yatırmıştır. Video da müthiş, adamımız önce bir şehrin sokaklarında, sonra stüdyosunda düşüncelerinin arasında kayboluyor.
  
Mount Eeerie - This 

Her Mount Eerie albümü heyecanla beklemeye değer zira Phil Elverum'un ta The Microphones dönemlerinden beri bizleri sükut-u hayale uğratmışlığı yok. 2012'de arka arkaya yayınladığı 'Ocean Roar' ve 'Clear Moon' ile çıtasını daha da yukarı çeken Mount Eerie, önümüzdeki ay yayınlanacak duble albümü 'Sauna'dan bu ilk tadımlık ile yine ağzımızın suyunu akıttı. Dinlerken rüya görüyor hissiyatı uyandıran bu şarkıya kitap okuyan bir çocuğun gündüzdüşlerini mimleyen sürreel ve muğlak imgeler eşlik ediyor.
  
Perfume Genius - Fool 

2014'ten kalan en güzel tortulardan biri Perfume Genius'ın 'Too Bright' albümü. Mike Hadreas'ın kırılgan bir LGBTİ birey olarak yansıttığı personasını zincirlerini kırarak tam tersine çevirdiği bu albüm, amennasız sözleri ve sergüzeştlere doymayan synth labirentleri ile hakiki bir zafer. Müzisyenin sokakta altın rengi patenleriyle gezip bir markete daldığı video zamanla bir ayine ve soyut dans performansına dönüşüyor.
  
Moon Duo - Animal 

Sanea Yamada ve Wooden Shjips'ten de tanıdığımız Ripley Johnson'un teşkil ettiği San Francisco menşeli saykadelik/space rock grubu Moon Duo 2009'dan beri klavye ve gitarlarla bolca eğlence ve kinetik bir müzik sunmakta. Yeni albümleri 'Shadows of the Sun'da da çalışan formülü kurcalamıyorlar. İlk video için profesyonel kaykaycı Richie Jackson gelip sokaktan bulduğu nesneleri çakma kaykaylara dönüştürüp bir-iki numara sergilemiş.
  
Laura Marling - Short Movie 

İki sene önce yayınladığı 'Once I Was An Eagle' ile vites arttıran Laura Marling çok zamandır folkseverler tarafından pamuklara sararak büyütülüyor. Bu şarkının ismini verdiği yeni albümün de eli kulağında. Sade bir folk ninnisi gibi başlayan eser viyolonsel dokunuşları ve gürültünün yükselmesi ile kabuk değiştirmekte. Çölde dört nala koşan bir atı takip ettiğimiz animasyon videoda gözümüzü bir noktada gökyüzüne çeviriyoruz.
  
Weyes Blood - Bad Magic 

Natalie Mering'in klasik folk enstrümantasyonunu zaman zaman elektronik efektlerle çarpıştırdığı 'The Innocents' albümü Mexican Summer'ın geçen seneki en güzel sırlarındandı. Süsü püsü rafa kaldırıp iskeletine kadar soyunan bu şarkı ise Weyes Blood müziğinin melankolisini hakkıyla yansıtıyor. Video için New York'un dışarılarındaki uçsuz buçaksız kumsallara gitmişler, havaya bir drone-kamera salıp müzisyeni ve enfes coğrafyayı dikizlemişler.
  
Daniel Lanois - NPR Tiny Desk Concert 

Kanadalı yapımcı ve müzisyen Daniel Lanois eski topraklardan. Bob Dylan, Neil Young, Emmylou Harris ve U2 için prodüksiyonlar yapmış, üç Grammy sahibi bir adam. 89'dan beri daha ziyade enstrümantal kulvarda solo albümler ve film müzikleri de yayınlıyor. Yeni albümü 'Flesh and Machine'in ambient havasının izini belki de zamanında Brian Eno ile yaptığı çalışmalara sürmek mümkün. Bu canlı kayıt pek ambient havalarda değil ama müzisyenin en sevdiği yöresel türkülere dair fikir verici.
  
Brian Chipendale & Greg Saunier - Checking In At 20 

Chipendale ve Saunier, sırasıyla Lightning Bolt ve Deerhoof bünyesinde davul dövmekte. Başka hiçbir şeye benzemeyen iki grubun başka hiç kimseye benzemeyen iki davulcusu. Kendilerine özgü tarzlarını ortak bir albümde çarpıştırmışlar. Bu kısa belgesel iki davulcunun müziğe ve enstrümanlarına bakışına dair, ortak performanslarını ise belgeselin sonunda yazılar akarken kısa da olsa görebiliyoruz.
 

wildbirds & peacedrums

wildbirds peacedrums 
ABD'de tahsili bitirmeye yakın kısa bir iş bakınma dönemim olmuştu, uçak-otel bedava diye akademik amele pazarında dikkatini çektiğim tüm kampüslere gidiyordum. Seattle'daki bir Cizvit okuluna bizim Mevlevilik de aynı sizin kafalar yalanı sıktığım bir iş görüşmesinin akşamında o gece şehrin müzisyen amele pazarında sahne alan Wildbirds & Peacedrums'ı izledim. Kayıtları her ne kadar sevsem de müziklerinin ilkel albenisinin sahneye yansımayacağı düşüncemi alıp elime verdilerdi. Vokalist Mariam Wallentin ve davulcu Andreas Werlin çiftinin 2007'de Göteburg'da oluşturduğu ikili 'Heartcore' ve 'Snake' albümlerindeki pişme denemeleri sonrası 2010'da yayınladıkları 'Rivers' ile müziklerine hissi bir derinlik de katmışlardı. Wildbirds & Peacedrums müziğinin temel unsuru, son uzunçalarları 'Rhythm'e de ismini vermekte. Yeni albüm eski işlerine göre bile daha da minimalist, perküsyonlar ve vokallerin oluşturduğu temelin etrafını saran steel pan, yaylılar ve korolar bu sefer tamamen rafa kaldırılmış. 2010'dan beri birçok kayda katkı veren, özellikle özgür caz oluşumu Fire! Orchestra ile çalışan ikili belli ki emprovizasyon ve kompozisyon dengesini daha sağlam bir şekilde kurmayı ve azı çok etmeyi öğrenerek iki enstrümanın kısıtlayıcılığı ile yer yer tavsayabilen müziklerine aciliyet katmış. Werlin önündeki standart kiti cowbell ve başka perküsyonlarla modifiye ederek bir an bile monotonluğa kaçmıyor, mütemadiyen büyük ölçekte akıp giden ritim desenlerine eklenip azalarak dinamizm sağlayan ufak ritim öğeleri keşfediyor. Wallentin de halihazırda esnek, nüanslı ve ifade gücü yüksek sesinin rengini sıkça değiştirerek ve şarkıların virajlarını ünlemlerle mimleyerek melodi yükünü tek başına çekiyor. Evli olan ikilinin aynı müzikal dalgaboyunda ikamet edip birbirinin ciğerini bilmesi fikirsel olarak iki seksen yan yatabilecek formülün tutmasında şüphesiz ki işlevsel. Öyle ki çoğu şarkıyı az sayıda vokal overdub'ı haricinde hücum kayıtla terk edip çıkmışlar ve 40 dakika boyunca arkamıza bakmamamızı becermişler. 'Rhythm', müziği bilmem ama Wildbirds & Peacedrums için dev bir adım.
 

gabriel saloman

gabriel saloman 
Yellow Swans, 2001-08 arasındaki mevcudiyeti süresince noise ortamlarında üzerinde uzlaşılan saygıdeğer oluşumlardan biriydi. Beklenmedik bir anda, dostane bir şekilde dağıldılar ve Pete Swanson ile Gabriel Saloman'ın müteakip üretimleri bu ayrılığın neden gerekli olduğunu gösterdi. İkili kepenkleri indirdikten sonra yayınlanan son Yellow Swans kaydı 'Going Places' sonrasında Swanson kendini dans pistlerine attı, techno ve noise'u bir araya getiren ve delilikle dahilik arasında savunan bir gürültü çorbası pişirdi. Saloman ise tiyatro sahnesinde sergilenen koreografilere müzikler biçmeyi seçti ve kendine daha asude bir çizgi belirledi. Müzisyenin yarım saati biraz aşan yeni uzunçaları 'Movement Building, Vol. 1' da daha ziyade hayaletli ve ambiyansa dayalı sesler üzerinden ilerliyor. Modern dans disiplinine göndermede bulunan 'The Disciplined Body' isimli iki bölümden oluşan albümün tekinsiz gitar drone'ları ile başlayan ilk yarısı birkaç dakika sonra ilkel ve çarpık ritimlere tutunup moment kazanıyor ve fiziksel bir kimlik ediniyor. Saloman'ın sıkça zikrettiği beden müziği teriminden kast ettiği bu olsa gerek. Eserin ortasına doğru perküsyonların kesilmesiyle açılan boşluğa doluşan yaylı sayıklamaları sonrası Saloman tekrar ritimlere sığınıyor ve başladığı noktaya geri dönüyor. İkinci bölüm ise daha maceracı. İvmesini drone'un farklı yönlere evrimi üzerinden sağlayan bu bölüm daha uçucu ve ritim duygusu geri plandan kendini belli belirsiz hissettiren bir nabza indirgemiş. Katmanlı, kirli ve zamanla dikenleşen gitar drone'larını harç eyleyip sabırla bir kreşendo imal eden bu sekansın fırtına öncesi sessizliğinin açıldığı kapı ise Yellow Swans-vari bir gürültü zirvesi. Yellow Swans üyeleri farklı yöntemlerle de olsa modern müziğin sınırlarını genişletmekte, Saloman'ın tercihi renk skalasını dar tutup inceliklerle kulakları fethetmek.
 

grouper

grouper 
Grouper'ın hiç karavana atmayan Kranky etiketinden yayınladığı 10. albümü 'Ruins' hakkında birkaç not düşmek için biraz geç ama olsun. Albümün hikayesi ile başlayalım. Portland sakini Liz Harris, 'Ruins'i 2011'de bir sanatçı rezidansı kapsamında gittiği Portekiz'de kaydetmiş ve albüm kendi deyimiyle arkasına yaslanıp politik öfkesi ve duygusal karmaşasını temize çektiği, kumsalda uzun yürüyüşlere çıktığı bir dönemin belgesi. Albümün ismi de o yürüyüşlerde takip ettiği patikanın vardığı küçük kasabadaki yıkıntılardan geliyor. Grouper müziği zaten her zaman yıkıntıları, hissi çöküntüleri ve sesin teyp döngülerinden süzülürken uğradığı yapıbozumunu yansıtıyordu. 'Ruins' de müzisyenin geçmişe döndüğü ve zamanın yıkıcı etkisini görüp yüzleştiği bir kayıt. Grouper müziğini döngü pedalları, drone'lar ve dijital hışırtıların inşa ettiği bir ses perdesi ile özdeşleştirdik bugüne dek, içine girdikçe görüş açımızın daraldığı bir muğlâklık. Harris zaten yanında bandoyla gezen biri değil, daha da eskilerde kaydedilmiş kapanış şarkısı 'Made of Air' dışındaki tüm eserlerde bu öğeleri de denklemin dışına çıkarınca alışık olmadığımız kadar sade haller almış kompozisyonlar. Harris eserlerini son derece basit bir şekilde, bir mikrofon ve piyano ile dört kanalda kaydetmiş, akabinde hiç dokunup ellememiş ve önceliğini o anı kavanoza hapsetmek olarak belirlemiş. Öyle ki 'Labyrinth'in sonlarına doğru duyduğumuz bipleme bile kayıt esnasında giden elektrikler geri gelince öten mikrodalga fırının sesi. 'Lighthouse'ta son sözü söyleyen cırcır böcekleri, diğer ortam gürültüleri ve genel olarak albüme sinen sükûnet Grouper'ın piyano sayıklamalarını daha da görünür kılıyor. Öte yandan yalınlaşmayla beraber şarkı yazım tekniğinde değişiklikler gözlemlenmiyor, eserlerin tempo ve dinamikleriyle uğraşmak yerine Harris yine 'Holding'deki gibi zahmetsiz piyano melodilerini tekrarlarla dairesel olarak ilerletmeyi tercih ediyor. 'Ruins'in zaferi de bu, aşina olduğumuz Grouper ambiyansı ve nostaljisini çok daha çıplak bir düzlemde yeniden yaratabilmesi. Sis perdesi kalkınca sesin ötesinde söze de kafa yormuş Harris, acısıyla tatlısıyla sevmeye dair resimler dillendirmiş. Şarkıları ne kadar piyano akorlarının arasına sığınıp fısıldarcasına ve iç geçirircesine söylesin, gizlenme çabası kifayetsiz. Üç sene önce kaydedildiğinden dolayı 'Ruins'e Grouper için yeni bir istikamet demek doğru olmaz ama Grouper müziğinin özünü açığa çıkardığı ve farklı boyutlarda da işleyebileceğini görünür kıldığı için nevi-i şahsına münhasır bir külliyata değerli bir katkı.
 

16 Ocak 2015

demonation festivali 2015

astrofella 
Bantmag tayfasının ilkini 2010'da düzenlediği Demonation festivalinin beşinci ayağı bu hafta sonu gerçekleşecek. Geçtiğimiz ay festivalde sahne alacak gruplara dair kısa bilgiler yazmıştım Timeout'a, burada da dursun. 

Partapart etiketi bünyesinde müzikle iştigal eden bir başka ikili de Gönenç Giray ve Erdinç Kaya'dan müteşekkil Astrofella. Trip-hop başta olmak üzere 90'ların elektronik tınılarından beslenen solo projesi goodgame ile tanıdığımız Giray'ın, tam da yeni arayışlara girdiği bir dönemde, daha önce Men With A Plan ile çalan Kaya ile bir araya gelmesi ile vücut bulmuşlar. Synth ağırlıklı ve elektronik seslerin baskın olduğu müzikleri kanlı canlı bas, davul ve gitarın da eklenmesiyle irtifa kazanıyor. 2014'te ilk konserlerini verip sahneye ısınan oluşum bu ara bir EP hazırlığında. Tadımlık olarak 'Sailing'e kulak verilebilir. 

Partapart, son dönemde memleketin müzik sahnesine hareket getiren bir plak şirketi ve müzisyen komünitesi. IndieCity başlığı altında düzenledikleri etiket geceleri sayesinde bünyelerindeki Men With A Plan ve Mindshifter gibi oluşumlara aşina olduğumuz etiketin ağır toplarından biri de Sair Sinan Kastelli ve Tuğrul V. Soylu'dan oluşan ve bugüne kadar yurtiçi ve yurtdışında birçok farklı mekan ve festivalde çalan Mondual. 'Subbase' ve 'Club Law' gibi parlak zirvelere sahip ilk albümleri 'dubio'yu geçtiğimiz Mart ayında yayınlayan ikili, keskin beat'lere ve akışkan dokulara sahip noise, IDM ve drum'n'bass işlerine imza atıyor.  
  ethnique punch 
Memleketin aktif yeraltı hiphop sahnesinde birbirinden yetenekli yeni nesil beat üstatları mevcut. 2006'dan beri Ethnique Punch mahlasıyla müzik yapan Eskişehirli Ali Eksan da bu neslin en görünür üyelerinden. 'Avantür' (2010) ve 'Sarhoş Baykuş' (2012) uzunçalarları sonrasında 2014'ü de çeşitli işbirlikleri ile verimli bir şekilde geçiren Ethnique Punch, aynı zamanda Gezi marşlarından 'Vurun Ulan Vurun'u da içeren kıyıda köşede kayıtlarını 'Ethnografför' adıyla topladı. Grenli sample'lar, kirli davullar, doğu ezgileri ve Yeşilçam kesitlerini birbirine yapıştıran Ethnique Punch, 'Vinyet' isimli bir albümün de hazırlığında. 

Geçtiğimiz senelerde M4NM ve Farazi & Kayra gibi isimlerin arz-ı endam ettiği Demonation, bu sene de hiphop türünü boş geçmiyor. 2013 tarihli DirenGezi toplamasında Ventochild ile işbirliği 'Yeşil Sermaye' ile hatırladığımız Önder Kılınç, nam-ı diğer Gramafonia, mahir flow'larıyla dikkat çeken bir MC. Yerli hiphop sahnesinin aktif oluşumlarından olan #musicislove etiketi bünyesinden özgün prodüksiyonlar ve remix'ler içeren 'Stardust' uzunçalarını yayınlayan Sycho Gast de Gramafonia'yı 'Bağırsak' ve 'Hepgül'de misafir etmişti. Yine #musicislove'dan yayınlanacak 'Retro Gramafonia' isimli bir ortak albümün ise eli kulağında.  
İskeletor İstanbullu genç etiketlerden biri olan Tektosag, yayınladığı 'Davulun Sesi' toplamaları ve albümlerine destek çıktığı Nodul, Dalt Wisney, Gantz ve Da Poet gibi isimler ile beat odaklı elektronik seslerin merkezi haline dönüşmüş durumda. İlk EP'sini Tektosag'dan yayınlayan ve İskeletor ismiyle müzik yapan Kerem Sevinçli, daha önce Hello Soviet mahlası ile deneysel noise kayıtları yapmış, şimdilerde ise old school ve hiphop'tan topladığı ilhamlar eşliğinde ve 2/5bz izinde sample tabanlı ve sert köşelere sahip kolajlar üretmekte. İskeletor, pek yakında Portland menşeli Boomarm Nation etiketinden bir plak yayınlayacak. 

Hiphop kültürünün en önemli öğelerinden biri olan DJ'lik müessesi Türkiye'de hak ettiği itibara sahip değil. Break dans geçmişinden kaynaklanan bir merak ile kendisini turntable'ın arkasına atan DJ No Frost, bu döngüyü kırabilecek bir isim. Kabaca hiphop sahnesinin bir parçası denebilir ancak beslendiği etkiler fazlasıyla çeşitli ve internetin çeşitli köşelerinde rastlanabilen mikslerine funk ritimleri, R&B hissiyatı ve disco enerjisi de sızmakta. Old school tarzını da dibine kadar sahiplenen DJ No Frost'un sampling ve beat juggling yetenekleri ile tanışmak için Grup Ses Beats damarındaki 'Turkish Blends' mix'leri birebir. 
  kalben 
Kalben Sağdıç, her şeyden önce bir yazar. Prenses Lulu'nun maceralarının peşine düştüğü çocuklara yönelik öyküleri basılan Kalben'in naif perspektifi müzisyenlik uğraşına da şekil vermekte. 'Oh Yeah Bebek' ve 'Pişmaniye' gibi şarkıları her ne kadar isimlerinden belli etmeseler de ağır muhteviyatlı yaratılar ancak Kalben'in indirdiği yumruklar müstehzi sözleri ile dinleyicinin kulağına yumuşatılmış olarak inmekte. Yakın geçmişteki Sofar Sounds İstanbul performansını izleyenlerin anlata anlata bitiremediği Kalben, bastığı ninni kıvamındaki akorların üstünde güçlü sesiyle yükseliyor. 
Davulculuk kökeninden gelen ve akademik eğitimini Bilgi Üniversitesi'nde alan Can Güngör, Mabel Matiz ve Ceylan Ertem gibi birçok müzisyenin albümlerine emek vermek ve arkalarında davul çalmak dışında bir süredir kendi melankolik ancak umutsuz olmayan ve sözleri hakikate dokunan şarkılarını da ufaktan paylaşmaktaydı. Makine gibi işleyen grubuyla bir süredir konserlere hız veren ve 'Ben Oradaydım Zaten' ile 'Silik Düşler'i barındıran ilk fiziki çalışmasını Olmadı Kaçarız etiketinden 45'lik formatında yayınlayan Güngör, bu topraklarda parlak ama ender örnekleri bulunan şarkıcı/şarkı yazarı ekolünün geleceğine dair umut veriyor. 

Selim Saraçoğlu da şarkıcı/şarkı yazarı ekolünden gelen bir isim. Aslında memleketin müzik sahnesinin görmüş geçirmişlerinden, geçmişte de Kujo ve Kara Orkestra gibi kendilerine has müzikler yapan gruplarda ter dökmüş. Kendi ismiyle arz-ı endam etmeye başladığından beri ise parlak bir özgeçmişin ardına saklanmadan yaratılarını İstanbul'un alternatif müzik mekanlarında dinleyicisi ile buluşturmaya çabalıyor. 'Yağmur Duası' ve 'Çocuk Şarkısı' gibi kırık dökük besteleri müzisyenin enstrümanına hakimiyetinin, detaycı yaklaşımının ve üzerinde düşünülmüş sözler yazma yetisinin nişanesi. 

Can Kazaz, fizikçi olacakken vazgeçmiş ve dümeni müzik eğitimine kırmış. Gerçek tutkusunu bulmuş olacak ki bir Litvanya macerası sonrasında mektebi dereceyle bitirmiş. Çoğu insan her ne kadar kendisini Gezi sonrası dönemde MC Recep ve DJ GokCheck'in yıldızlaştığı müzikal parodilerden tanısa da Kazaz, elektronik ve akustik müzik kompozisyonu üzerine çalışan, ses kayıt teknikleri ve serbest doğaçlama ile ilgilenen ve kendi şarkılarını da yazıp söyleyen bir multi-enstrümantalist. Sahnelere henüz yeni yeni adım atan müzisyen 'Yollar ve Su' uzunçaları ile 'Kesme Bardak' EP'sini yayınlayarak 2014'ü de verimli bir şekilde geçirdi.  
  iki direk arası temaşa  
2007 yılından beri beraber kayıtlar yapan Cem Emre Memiş ve Tevfik Reşidi'ye 2013'te davulda Taylan Turan'ın da katılmasıyla bugünkü halini alan İki Direk Arası Temaşa, sözsüz müzikleri ile laf anlatmaya ve sesi anlama dönüştürmeye çabalayan bir gitar-bas-davul üçlüsü. 2014 senesini birçok performans sergileyerek ve internet üzerinden 'Elina Löwensohn' gibi yeni kayıtlarını paylaşarak geçiren oluşumun 90'ların indie rock'ına öykünen, genelde sakin, itidalli ve yapışkan melodiler üzerinden ilerleyen, lakin zaman zaman içinde gürültüye de yer açan bir müziği mevcut. 

Peygamber Vitesi, Kutay Soyocak tarafından bir solo proje olarak kurulan ve ilk olarak 2012'de 'İzlenmemiş Filmler İçin Şarkılar' isimli bir kısaçalar ile ses veren bir oluşum. Zaman içinde sahneye çıkma dürtüsünün dayatmasıyla da bir gruba dönüşen Peygamber Vitesi, kendi ismini taşıyan ilk uzunçalarını ise 2013'te birçok bağımsız sanatçıya kucak açan Müzik Hayvanı etiketinden yayınlamıştı. Bu beş şarkılık albümü ise yine beş şarkıdan oluşan ve ilhamını ayının geçmişte kutsal sayılırken şimdi hor görülen varlığından alan 2014 tarihli 'Ulu' takip etti. Grubun müziği zaman geçtikçe daha karanlık ve deneysel bir form almakta.