29 Kasım 2011

ane brun @ salon

ane brun

Bir konserin üzerinden birkaç gün geçtikten sonra hakkında yazı yazmak biraz sevimsiz, ancak biraz görev bilinci biraz da güzel anılar bırakmış bir konseri es geçmiş olmama dürtüsü ile iki satır da olsa laf etmek istiyorum geçen Cuma Salon’da izlediğimiz Ane Brun konserine dair. Kendisi ara sıra biz fanilerin arasına inen kuzey perilerinden, kütük Norveç’te ama 10 senedir İsveç’te yaşıyor, zaten müziği profesyonel bir uğraş olarak iyiden iyiye ciddiye almaya başlaması da hayatının İsveç dönemine denk geliyor. Düetleri ve canlı albümleri saymazsak bu sene içerisinde yayınladığı ‘It All Starts With One’ dördüncü uzunçaları. Başta akustik gitarıyla baş başa kalmış bir kadındı, zamanla destekçileri ve işbirlikçileri arttı, müziğini boğmadan orkestral öğelerle, özellikle yaylılarla süsledi. Ama Ane Brun müziği hala iskeletsel, en yalın haliyle işlemeyi beceren bir müzik. İspatı, günümüzün en bilindik modern klasik müzik kompozitörlerinden Valgeir Sigurðsson ve Nico Muhly’nin yoğun yaylı düzenlemeleriyle süslediği üçüncü albüm ‘Changing Of The Seasons’ ve hemen akabinde aynı şarkıların akustik ve çıplak versiyonlarını içeren ‘Sketches’ın ayrı ayrı güzelliklere haiz olmasında saklı. Zamanla Ane Brun’un ismi ve etkisi İskandinavya’nın dışına taştı, son albüm İsveç’te bir numaraya kadar yükseldi, yankısı buralara da geldi. Hatta o kadar gelmiş ki konser biletleri bir hafta öncesinden tükendi. Buradan konseri izlememe yardımcı olan Evren ve Bengi’ye teşekkür ediyorum, onlar olmasa evde homurdanıyor olacaktım. Ane Brun, dört kişilik bir orkestra ile geldi. Biri viyolonsel ve bas, diğeri ise klavye çalan iki kadın müzisyen, iki de erkek davulcu. Evet, Ane Brun sahnede ışıldadı ancak orkestranın bir müzisyeni rezil de vezir de edebileceğini net bir şekilde gördüğümüz bir konser oldu. Ane Brun müziği sakin bir müzik, örneğin son albümde ‘Do You Remember’ haricinde temposu yüksek diyebileceğimiz hiçbir şarkı yok. Fakat kayıtların iki davulcuyla beraber yapılması bu sükûnete bir tezat olarak görülebilir. Benim için ‘It All Starts With One’da gösteriyi çalan unsurdu perküsyonlar, tam olması gerektiği yerde kendini hissettiren, ne ön plana çıkan, ne dibe gömülen, kusursuz bir dengeye sahip, şarkılara boyut katan mahir dokunuşlar. Sahnede de stüdyoda gösterdikleri mahareti gösterdiler, yakın geçmişte konseri neredeyse berbat eden Zola Jesus davulcusunun izleyip ibret almasını diledim. Kadın müzisyenler ise gerek enstrümantal hakimiyetleri, gerek Ane Brun’un halihazırda dinleyeni olduğu yere çakan vokaline verdikleri armoni katkılarıyla görevlerini eksiksiz yaptı. Ane Brun, müziğinin kırılgan mahiyetinin aksine sahnede çok güçlü bir kadındı, vücut jestleri ve mimikleriyle seyircinin hissiyatına yön verdi (‘Oh Love’ın icrası esnasında seyirciyle “believe” sözünün paslaşılması mesela), şarkı aralarındaki müteşekkir tavrıyla sempati puanlarını topladı. İlk üç şarkı son albümün ilk üç şarkısıyla aynıydı, daha sonra 6 kere daha ziyaret edildi ‘It All Starts With One’, ‘Lifeline’ istisna olmak üzere 10 şarkıdan 9’u çalınmış oldu. ‘Worship’teki Jose Gonzales vokallerinin yerini klavyeci hanım doldurdu. Son albümde en sevdiğim şarkı olan ‘The Light From One’ın es geçilmemiş olması mutlu etti. Konserde çalınan diğer 8 şarkıdan biri olan ‘Dirty Windshield’ son albümün bonus şarkılarındandı sanırım, diğerleri de ilk üç albüme aşağı yukarı dengeli dağıldı. ‘Big In Japan’ cover’ı ise aslında programda yoktu ama Brun isteklere dayanamayıp onu da tek başına akustik gitarla çaldı sona doğru. Post’u nasıl bitireceğimi bilemiyorum, ok bye.

Setlist: These Days / One / Worship / Words / To Let Myself Go / The Puzzle / This Voice / Oh Love / Dirty Windshield / Humming One Of Your Songs / What’s Happening With You And Him / Do You Remember // Changing Of The Seasons / Baloon Ranger / The Light From One / Big In Japan / Undertow