29 Kasım 2011

björk

björk

Express dergisinin Kasım sayısından:

“Björk söz konusu olunca değişmeyen iki şey var: Birincisi, dinleyicinin kalbine ve beynine kalıcı olarak sirayet eden katıksız duygusal nefasetler yaratması. İkincisi, her seferinde ters köşeye yatırıcı, kavranması güç ve soyut bir eserle çıkagelmesi. Björk kendi hudutlarını zorlamadan rahat edemeyen bir sanatkâr ve sekizinci stüdyo albümü “Biophilia”da da epey iddialı bir işe girişmiş. “Biophilia” aslında bir albümden ziyade bir mültimedya projesi ve Björk tarafından “müzik, doğa ve bilimin özgün bir sentezi” olarak nitelenmiş. Kainata, doğal çevreye ve insanın yapıtaşlarına odaklanan, evrenin nasıl oluştuğu ve insanların evrendeki yeri hakkında kafa yoran bir konsept albümü. Amaç, doğada var olan sistem ve yapıları müziğe yansıtmak. “Hollow” (DNA), “Moon” (ay döngüleri) ve “Solstice” (yer çekimi) gibi şarkı isimleri de dinleyici için yol göstericilik yapıyor. Björk kafasındaki projeyi gerçeğe dönüştürmek için sadece başka müzisyenlerle değil, mucitler ve bilim insanları ile beraber çalışmış. Bazı şarkılar için yeni enstrümanlar icat edilmiş, her eser aynı zamanda birer iPad uygulaması olarak tasarlanmış. Yıldırım düşmesi hadisesini müzik üzerinde haritalayan “Thunderbolt”ta notaları sinyallere dönüştürüp fiber optik kablolarla Tesla bobinine yansıtan Björk, yazdığı şarkı sözlerinde de insani ve bilimsel imgeleri bir araya getiriyor. “Virus”ta “Bir ağaç gövdesindeki mantar gibi, proteinin dönüştüğü esnada / Derinin kapısını çalıyorum ve içerideyim” sözleriyle bir virüsün hücreyi istila etmesi ve aşk kavramları arasında bağ kuran müzisyen, “Mutual Core”da ise “Tektonik levhaların yerini değiştiriyorum göğsümde / Kıtalarımız buluşsun diye” diyor. Buraya kadar söylediklerimizden “Biophilia”nın zorlayıcı bir albüm olduğu fikri çıkabilir ancak bu kadar teknoloji ve teorik fikre gömülmüş akademik bir albüm için son derece insani ve sıcak tınlıyor. Her şeyi boş verip müziğe kulak vererek Björk’ün kendine has ses dünyasında huzur bulmak da mümkün. Bunlar en nihayetinde Björk’ün Reykjavik’teki evinde yazdığı, soğuk suratlı bir laboratuar görevlisinden ziyade kırılgan ve hassas bir öykü anlatıcısı görevi üstlendiği şarkılar. “Crystalline”in son düzlüğündeki drum’n bass seansını ve “Mutual Core”daki tumturaklı elektronik perküsyonları saymazsak, ismi gibi zifiri “Dark Matter” ve “Cosmonogy”nin ayak sürüyen pirinç tınılarıyla genel olarak sakin ve yumuşak bir albüm “Biophilia”. Evren ve doğa hakkında dalınan düşüncelere sonsuzluğunu veren unsur, ara yüzün esnekliğiyle sınırlı tablet uygulamalar değil, müziğin ta kendisi. Nasıl hem bir hücreyi hem de koca evreni birkaç temel organik molekül bir arada tutuyorsa, Björk’ün dürtüsel bir şekilde ilerleyen vokal icrası da bu şarkıları bir arada tutuyor. “Biophilia” benzersiz bir sanatçıdan gelen ve sadece onun imza atabileceği benzersiz bir yapıt.”

Thunderbolt [canlı]