3 Aralık 2011

wild beasts @ babylon

wild beasts

Ane Brun konserini tembellikten gecikmeli yazmıştım. Wild Beasts konserini de geç yazıyorum ama bu sefer sebep tembellik değil. İki-üç gündür ara ara kafamda çeviriyorum geceyi ve her seferinde fark ediyorum ki iz bırakan, öne çıkan, hafızada yer eden hiçbir şey olmamış benim açımdan. Doğru sıfat bu olmayabilir ama hayatımda izlediğim en “normal” konserlerdendi Wild Beasts konseri ve bu yüzden hakkında yazması çok zor. Sanatçıların sahnede beklenmedik bir şarkı çaldığı, şarkılarına doğaçlama sekanslar kattığı, sahnedeki jest ya da sözleriyle izleyiciyle iletişimi derinleştirdiği ya da işitselliği görsellikle süslediği bir konserde bu öğelerden bir ya da daha fazlasına takılınıp konser izleme tecrübesi onun etrafında detaylandırılabilir. Kötü bir konseri yazmak ise en kolayıdır, sebepler sıralanır ve daha iyisinin nasıl olması gerektiğini anlatılır. Çarşamba gece izlediğim ise iyi ya da kötü olarak sınıflandıramadığım bir konserdi. Wild Beasts’in müziği hemen hepimiz için aşina, dans edilmeye yatkın duyarlı ve zihni bir pop türeviyle başladılar, bu senenin iyilerinden ‘Smother’ ile melankoli seviyesini yükseltip katmanlı olmasına rağmen aldatıcı basitlikte bir nefaset yarattılar. Sahnede yaptıkları da çoğunlukla son albümden seçilmiş şarkıları olabildiğince stüdyo kaydına yakın ve birebir icra etmek oldu. Hakkını vermek lazım, bu kolay iş değil zira Wild Beasts şarkıları grubun ufak ses kırıntılarıyla bile geniş ses alanları açabildiği, derin perspektifli ve hissiyat açısından yoğun şarkılar. Yetenekli müzisyenler olmasalar o şarkılar sahnede iki boyutlu tınlayıp yere yapışabilirdi. Hayden Thorpe’un falsettosu ve Tom Fleming’in ona tezat tömbekili vokali de tertemiz geldi kulaklara. Özetle işin icra kısmının altından fazlasıyla kalktılar. Ancak şarkıları olabildiğince derli toplu çalmaya odaklanırken bir konseri akılda kalıcı kılacak başka unsurları es geçtiler. Beklenmedik hiçbir şey yaşanmadı konserde, ne grupla izleyici arasında bir etkileşime, ne müzisyenlerin sahnede müziğin içlerinde yarattığı duyguları sözel ya da bedensel olarak dışa vurduğuna, ne de şarkıların üzerinde herhangi bir sihirli dokunuşa tanık olduk. Söyleyeceklerini çok iyi ezberlemiş bir hatibin topluluk karşısına çıkıp donuk bir ifadeyle konuşması gibiydi konser. Söyleyecekleri çok ilgi çekici şeyler olabilir ama içerik kadar sunum da önemli. Ben Wild Beast albümlerini dinlerken en çok tutku ve adanmışlık hislerini yakalıyorum, grup yürekten yazıyor ve kaydediyor o şarkıları, kendilerini hesapsız bir şekilde ifade ediyorlar. Sahnede ise tutuk buldum ve bu yüzden yazarken de nereden başlayacağımı bilemedim. O tutkuyu her gece her gece aktarmaları belki ütopik bir beklenti ama izleyiciler her gece değil bir gece görüyor şehri ziyaret eden bir grubu ve konser verme işi de tam olarak bu yüzden çok zor. Charlie Chaplin’in benzerleri yarışmasına Charlie Chaplin’in de katılıp sonuncu olduğu bir hikâye var, Wild Beasts de kendileri için düzenlenen benzer bir yarışmaya katılsa Çarşamba geceki halleriyle birinci olamazlardı gibi geliyor.

Zülal’in grupla röportajı ve Burutay’ın konser yazısı.

Setlist: Bed Of Nails / We Stil Got The Taste Dancin’ On Our Tongues / Albatros / The Devil’s Crayon / The Fun Powder Plot / Two Dancers (ii) / Deeper / This Is Our Lot / Two Dancers (i) / Reach A Bit Further / Hooting & Howling // Lion’s Share / All The King’s Men / End Come Too Soon

wild beasts