16 Şubat 2012

buzzcocks @ babylon

buzzcocks

Konserden de bahsedeceğim ama bu post’un esas odak noktası Buzzcocks tarihi. Bu gece grubun ilk kadrosundan bir kişi vardı sahnede. O ilk kadronun sadece iki kişiden ibaret olduğunu düşünürsek fena değil aslında. Gitarist Pete Shelley 1976 Şubat’ından beri devam ediyor, diğer üye Howard Devoto’dan az sonra bahsedeceğim. Bu gece sahnede gitar çalan diğer üye Steve Diggle da birkaç ay sonra katılmıştı gruba, o yüzden onu da çekirdek kadrodan saymalı. Bas gitarist Chris Remminton sadece dört, davulcu Danny Farrant da altı senedir grupla, zaten Buzzcocks’un ikinci döneminin başladığı 1989’dan beri Shelley, Diggle ve birileri daha şeklinde ilerliyor grup. Howard Devoto diyordum, şehre Buzzcocks’un gelmesini bu müzisyen üzerinden kısaca punk’ın ne olduğundan bahsetmek için fırsat bileyim. Devoto önemli bir figür, Simon Reynolds bile dönemi anlattığı kitabın içinde Howard Devoto isimli bir bölüm ayırır ve Buzzcocks’a bu bölümdeki gruplardan biri olarak yer verir. Buzzcocks, 70’lerin sonunda kurulan onlarca punk grubundan biri ve türün üzerinde büyük etkileri var. Hal böyleyken kurucu üye Devoto’nun 1977’de bağımsız bir şekilde yayınlanan ilk punk albümlerinden biri özelliğini taşıyan ilk EP ‘Spiral Scratch’ sonrası gruptan ayrılmasının sebebi neydi? Punk denen şey çok çabuk gelişti, göz açıp kapayıncaya kadar kasırga geçti. Yoksul ya da orta sınıf isyankâr gençliğin dışavurumu olarak ortaya çıkan müziğin retoriği zamanla kentsel mahrumiyet ve genç nüfustaki işsizlik gibi konulardan uzaklaşıp sanat okullarındaki daha akademik çevrelerin oyuncağı oldu. The Clash’in “gerçek ancak sokak çocukları tarafından bilinebilir” anlayışı bir anda terk edildi ve birbirinin fotokopisi birçok grubun ortaya çıkmasıyla punk 1977’de bir tarikata dönüştü. Devoto, Iggy Pop ve John Cale gibi isimlerin katıksızlığının peşindeydi ve punk bir akıma dönüşüp kurumsallaşınca sürekli evrim dürtüsüyle hareket eden müzisyen gemiyi terk etti. Gitti solo takıldı, Magazine ile kafa açıcı post-punk albümleri yaptı, en sonunda külliyen müziği bırakıp fotoğrafçılıkla uğraştı. Bunları anlatmamın sebebi şunu dile getirmek: Punk gemisi daha Buzzcocks gibi kural koyucuların yeni yeni yola çıktığı zamanlarda bile su almaya başlamıştı.

Hep Devoto dedim ancak bu diğer Buzzcocks üyelerinin mantar olduğu anlamına gelmiyor. Tam tersi, Devoto sonrası Buzzcocks hatırlanası pop melodileri ve yapışkan çengeller ile punk enerjisini birbirine yedirerek seneler sonra Nirvana’nın müziğinde bile duyulabilecek özel bir damar yakaladı. Bu damarın adına pop punk diyebiliriz. Sivri sözleri vardı ancak bu sivri sözler daha ziyade aşk, gençlik ve cinsellik üzerineydi, bir Sex Pistols gibi kör gözüne parmağım politik olmadılar hiç. 1.5 sene içerisinde yayınladıkları ‘Another Music In A Different Kitchen’, ‘Love Bites’ ve ‘A Different Kind Of Tension’ punk tarihinin zirve noktalarındandır. Grubun cüretkârlığını hatırlamak için bu dönemdeki single’ları toparlayan ‘Singles Going Steady’i açan ve bu gece de konseri kapatan ‘Orgasm Addict’i dinlemek yeterli. 1981’de dağılmalarının sebebi plak etiketleriyle girdikleri çatışma sonrası yaka silkip grubu terk eden Pete Shelley oldu, sanatsal bağımsızlıklarının güme gideceğini hissettiği anda siktiri çekti. Tekrar bir araya geldikten sonra ilki 1993 tarihli ‘Trade Test Transmissions’ olmak üzere pop dozu daha yüksek beş albüm yayınladılar ama doğrusunu söylemek gerekirse ilk dönemin gölgesinden hiç kurtulamadılar. Buna rağmen Buzzcocks’u İstanbul’da görmek güzel. Elbette Buzzcocks’u bugün izlemekten daha güzeli Buzzcocks’u 30-35 sene önce izlemek olurdu. Mesela sıkıntı hissini cisimleştiren sadece iki notadan ibaret, kimine göre punk tarihinin en iyi gitar solosunu içeren ve bu geceki konseri açan ‘Boredom’ın 1980’deki aşağıdaki performansını. Bazı hissiyatlar maalesef zamana karşı direnemiyor ve ben verimli çağları seneler öncesinde kalmış grupların konserlerini izlediğimde bir Deniz Gezmiş anmasına katılmış gibi hissediyorum. “30 sene önce güzel bir şeyler yaptık, sonra da bir daha hiçbir şey o günkü gibi olmadı ama biz yine de o günlere sığınıp bugünkü kifayetsizliğimizi çaktırmamaya çalışıyoruz”. Buzzcocks’a dudak bükmek değil amacım, zira bizi fazlasıyla coşturdular bu gece ama şunu da not etmek isterim ki ‘Sick City’ dışında sahnede çaldıkları tüm şarkılar ilk dönemlerine, yani 1981 öncesine aitti. Benim bir şikayetim yok zira Buzzcocks’un hakikaten Buzzcocks olduğu dönemdeki şarkıları dinledik ama grubun bu tercihi kendilerinin de sonradan hiçbir şeyin aynı olmadığının farkında olduğunu gösteriyor. Konser hakkında çok anlatacak bir şey yok. Evet, Pete Shelley ve Steve Diggle epey yaşlanmış ama sahne performansları gayet iyi, yaldır yaldır çalıyorlar. Özellikle Diggle gayet hevesle çıkmıştı sahneye ve gitarının sapını 10 saniyede bir yukarı kaldırmak suretiyle seyirciyi havaya sokmaya çalıştı. Çaldıkları şarkılar ya da en azından damga vurdukları dönem bilinçaltımıza işlediği için havaya girmek de bizler için çok zor olmadı ve No Age konseri sonrası ilk defa kendimizi bir pogo ortamında bulduk, etrafımızdakileri ittirdik, ittirildik, eğlendik. Konseri izlerken etnografya müzesinde gibiydik bir yandan ama kapıdan dışarı çıktığımda saçlarım ve gömleğim sırılsıklamdı ve ben Buzzcocks gibi punk tarihinde kallavi bir yer tutan bir grubu artık veteran çağlarında görmekten bile memnunum.

Ufak bir eleştiri. Grup hakkında yazılan basın bülteninde Buzzcocks’un “Madchester akımının en önemli punk rock efsanesi” olduğu yazılıyor. Madchester, 1988 sonlarında adı konan ve 1992’ye kadar çabucak kendini bitiren döneme verilen bir isim. Buzzcocks o dönemde albümü bırak 1993 tarihli ‘Trade Test Transmissions’ için kaydedilen bir-iki demodan başka tek bir yeni şarkı yayınlamadı.

Setlist: Boredom / I Don’t Mind / Autonomy / Get On Our Own / Whatever Happened To? / Girl From The Chainstore / Sick City / Moving Away From The Pulse Beat / Nothing Left / Noise Annoys / Breakdown / Promises / Love You More / What Do I Get? // Harmony In My Head / Ever Fallen In Love / Orgasm Addict