13 Şubat 2012

tennis + royal baths

tennis

Geçtiğimiz hafta twee temalı bir saatlik bir mixtape hazırladım. Bu “karışık kaset”lerin benim için en güzel tarafı bir araya getirecek uygun şarkıları seçmek için keşiflere dalmak ve daha önce hiç duymadığım grup ve şarkılarla tanışmak. Fark ettim ki 80lerde ortaya çıkan bu müzik akımının kökleri hakkında fazla bir şey bilmiyormuşum. Belki The Pastels ve Beat Happening dinlemişliğim vardı ama Tullycraft, Shop Assistants ve Tiger Trap gibi grupların isimlerini dahi duymamış, döneme damgasını vuran küçük ama etkili plak etiketi Sarah Records’ın kadrosunu hiç merak etmemiştim. Bu grupların şarkılarını dinlemek son derece eğlenceli ama bugün dinlediğim birçok grubun tuttuğu yeri fark etmek açısından da can sıkıcı oldu. Artık klişe halini aldı bunu söylemek ama günümüzün gitar temelli müziklerinin birçoğu fazlasıyla geçmişe öykünen, zaten yapılmışın üzerine fazla bir şey koyamayan müzikler. Mesela The Pains Of Being Pure At Heart dinlemek aslında 20-25 sene önce iki kasetçalardan birine bir twee, diğerine de bir shoegaze albümü koyup aynı anda dinlemek gibi bir şey. Vivian Girls gitar tonlarından çifte vokal armoniye kadar hemen her şeyi Tiger Trap’ten öğrenmiş. 60lardaki garage, 70lerdeki post-punk akımlarının nasıl suyu çıkana kadar geri dönüştürüldüğü malum. Hal böyleyken gitar-bas-davul üçlüsünün çoktan öldüğü ama henüz kimsenin cenaze namazını kılmadığını düşünür oldum. Biz doğmadan önce yapılan müzikler sırf biz ilk defa duyuyoruz diye yeni olmuyor. Geleceğin elektronik, soyut ya da deneysel seslerde yatıyor olduğu gerçeği yadsınamaz bir hal almış durumda.

royal baths

Bütün bunları düşünürken güncel gruplar tarafından yapılmış iki gitar-bas-davul albümü dinledim bu hafta. Biri Tennis’in ‘Young and Old’u, diğeri ise Royal Baths’in ‘Better Luck Next Life’ı. İkisi de grupların ikinci uzunçalarları. Tennis’in öyküsüne aşinayız, yedi ay boyunca tekneyle okyanusa açılan ve orada geçirdikleri zamanın güncesini müzikle tutan bir karı-koca. İlk albüm ‘Cape Dory’ bu heyecanla kaydedilmiş, lo-fi bir tınıya sahip, yakalayıcı ancak uçucu bir albümdü. İkinci albüm için aralarına bir davulcu almış ve The Black Keys’den Patrick Carney’in stüdyosuna girerek profesyonel desteğe başvurmuşlar. Sonuç olarak şarkıların kuştüyü ferahlığını fazla bozmadan az daha oturaklı ve keskin şarkılar kaydetmişler. Tennis’in güçlü yanı Alaina Moore’un sesinden aynı anda yansıyan masumiyet ve hınzırlık ile Patrick Riley’in güneşli gitarının melodik akışı. Ara ara kendini hissettiren piyano ve synth’in dışında yine bu güçlü yanları üzerine oynuyorlar ve sevimlilik kartını hep açık tutuyorlar. Sonuç olarak yine kulağı yakalayıcı ancak indie karmaşasının içinde kendine yeni bir alan açmaya gayret etmeyen bir albüm ortaya çıkmış. Royal Baths ise San Franciscolu bir grup ve söz konusu şehirdeki garage rock sahnesi halihazırda en bilinenleri Thee Oh Sees ve The Fresh & Onlys olmak üzere hatırı sayılır mezunlar vermiş durumda. Royal Baths tohumu orada atmış, sonra da bahsettiğim sahnenin kalıplarına sıkışmamak için dükkânı New York’a taşımış. Taşımışlar taşımasına ama kafalarındaki kalıpları yıktıkları söylenemez. Zira şarkıların her yerinden 60lar saykodelisi damlıyor. Tematik olarak dünyanın nasıl şeytanca ve karanlık bir yer olduğuna eğilmişler, ancak bu manzaraya bakıp üzülmüyor, aksine durumdan keyif alıyorlar. Hedefleri yapışkan şarkılar yazmak değil, bu yüzden çengelleri boşverip nakaratları saklamış, daha ziyade mükerrer riff ve ritimlerle dinleyiciyi hipnotize etmeye çalışmışlar. Blues’un için için ve garage’ın ise alev alev yanıcılığını aynı anda yansıtabilen bir grup, bu açıdan epey iyi bir türev olduklarını söylemek mümkün. Zaten gözümü kapatınca zevkle dinlediğim bu iki albüme de itirazım tam olarak burada yatıyor; iyi birer taklitler sadece ve geçmişe haddinden fazla bağımlılar. Öyle ki fotoğraflarında ve Royal Baths’in ‘Faster Harder’ videosunda olduğu gibi tüm görsel malzemelerinde de bu nostalji hissiyatı ve retro havasını bir satış noktası olarak kullanıyorlar. Ne varlıklarını göz ardı edebiliyor, ne de kendimi koyuverebiliyorum.

Tennis – Origins

Royal Baths – Darling Divine