16 Nisan 2012

fabrizio paterlini

fabrizio paterlini

Atmosfer koşullarının ruh haletlerimiz üzerindeki etkileri malum. Örneğin kendimizi kötü hissettiğimizde en büyük avuntu cümlesidir “Havalardandır”. Biliriz ki hava illa bir gün düzelecektir ve ne kadar çaresiz kalmış olursak olalım mutsuzluğumuzu havaya bağlarsak bir gün biz de düzeleceğizdir. Hissiyatımız üzerinde bunca etkisi olan hava şartlarının hissiyatımızın birebir dışa yansıması olan müziğimizi de etkilemesi kaçınılmaz. Bugüne kadar kim bilir kaç şarkı güneşle, kaç şarkı fırtınayla, kaç şarkı mevsimlerle isimlendirildi. İtalyan besteci Fabrizio Paterlini de son albümünü ‘Autumn Stories’ olarak isimlendirmiş ve bize kendi sonbaharını anlatmış. Hepimizin iç mevsimi farklı, hepimiz aynı anda aynı sonbaharı yaşamadığımız gibi, birimiz sonbaharı yaşarken birimiz ilkbaharı da yaşayabiliyor. Bu açıdan ‘Autumn Stories’ Paterlini açısından geçen sonbaharın kişisel tortusunun bir yansıması. Eylül ayından Aralık ayına kadar her hafta bir eser besteleyip kaydeden Paterlini albümün genelinde piyanosuyla tek başına. Tek bir çalgı aletiyle müzik icra eden kişiler hep tüylerimi ürpertir, Paterlini gibi bir piyanist ya da tek başına ukulelesiyle köy köy gezen bir trubadur, kim olursa olsun, sanki birinin en çıplak kaldığı anı röntgenliyormuş gibi hissederim. ‘Autumn Stories’i dinlemek de bu minimal ve kırılgan piyano eserlerini dinlemek değil sadece, aynı zamanda icracısını piyanosunun başında uzaklara dalarken hayal etmek, ayaklarını bükmesi ve parmaklarını kıvırmasına şahit olmak. Kimi piyanoya yeni başlayanların çalabileceği yalınlıktaki bu eserlerin yansıttığı melankolide gizli Paterlini’nin mahareti, zira bir duyguyu yansıtmak için milisaniyeler ve minicik dokunuşlar fark yaratıyor. Hafta hafta ilerleyen albüm bir bakıma mevsimin izleğini de sürüyor. ‘Week #1’da ilk yapraklar soluyor ancak hala ince paltolarla dışarı çıkılabiliyor, belki de kırmızıya boyanmış dallar kimilerine geçici bir neşe bile veriyor. Ama birkaç hafta sonra uçuşacak yapraklar bile kalmıyor ortada, gri çöküyor, yalnızlar ıssızlıklarına, yalnız olmayanlar başbaşalıklarına bir bataklık gibi saplanıp kalıyor. Ama yine de bir an geliyor, beton binaların ve buğulu dolmuş camlarının ortasında bir ışık beliriyor. Çoğu solo piyano besteleri olan bu eserlerde arka plandan usulca yaylı ve ambient sesler de geliyor kulaklarımıza zaman zaman. Sanki çıplak kalmış ağaçlar ormanının ruhları bunlar, doğadaki canlılık öldükçe ağıtlar yakılıyor.